AMERİKA’DAN TÜRKİYE’YE MERHABA

                                 Körlük ve görme engellilik;       Aslında çoğumuz bu kelimeleri eş anlamlı olarak kullanırız. Ama gerçekten dikkatli bakıldığında birbirlerinden çok farklıdırlar.Aralarındaki en büyük fark görme engellilik doğuştan yada sonradan kaybedilmiş görme kaybıdır. Ama görme engelliler beyinlerini açıp çevrelerinde bütün ayrıntıları görebilirler. Çünkü onlar kalp gözleriyle görürler.Ama gerçek anlamda körlük bunun tam tersidir.Onlar olayları gözleriyle görmelerine rağmen görmezlikten gelirler.Çünkü bazen gerçekleri görmemek islerine gelir.   Çünkü bu asil olanlar gerçekler bu insanların alıştıkları hayat düzenini bozabilir. İşte ben böyle bir dünyada yaşayan bir kızım. Ama işte bir çok insandan farkım, ailem ve çevremdekilerin bir çoğu olayları en ince ayrıntıları ile görmeye çalışıyorlar.  TÜRKİYE’DE;8 milyon 357 bin 200 engelli yaşıyor. Bu nüfusun %11’ini ise görme engelliler oluşturmaktadır. Normal nüfusa oranı ise %12.29 bunun çoğunluğunu ileri yaşta oluşan görme kayıpları oluşturuyor yani sonradan göz kayıp oranı daha yüksek. Engellilerdeki okuma-yazma bilmeme oranı, normal nüfusa göre daha yüksek. Engellilerde bu oran yüzde 36.33 iken, toplam nüfusta yüzde 12.94′e düşüyor. Toplam nüfus içerisinde her on kişiden yaklaşık bir kişi okuma yazma bilmemekteyken, bu oran süreğen hastalığı olanlarda iki kişiye ve ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engelli olanlarda ise dört kişiye çıkıyor. Engelli kadınların neredeyse yarısı (48.01) okuma-yazma bilmiyor. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ve zihinsel özürlü nüfusun sadece yüzde 2.42’si üniversite mezunu. İlkokulu bitirenlerin oranı ise yüzde 40,97 olarak tespit edildi.
DİE, Engellilerin medeni durumlarını da incelemiş. Hiç evlenmemişlerin oranı ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engellilerde yüzde 34.41 iken, süreğen hastalığı olanlarda yüzde 7.43 olarak saptanmış. Toplam nüfusta ise, hiç nikah masasına oturmamış kişilerin oranı yüzde 26.28 olarak tespit edilmiş. Bu oranlara baktığımızda görme engellilerin bir çoğu topluma çıkartılmıyor, dört duvar arasında saklanıyor. Ve evet baktığımda onların duygularını anlamaya çalışıyorum. Belki ilk öğrendiklerinde çok ciddi sorunlar yaşıyorlar. Belki de hiçbir zaman bir engelli çıkmamıştır karşılarına bu yüzden ne yapmaları gerektiğini bilmiyor olabilirler. İşte bu yüzden kendilerini çok çaresiz hissetmiş olabilirler. Tamam, bu başlangıç için bir neden olarak kabul edilebilir ama daha sonrasında sakin kafayla düşünmeli, o çocuğun geleceğinin nasıl şekillendirebileceğine karar vermelidirler. Çünkü ne kadar büyük olursa olsun hiç bir neden, hiçbir insanın eğitim hakkını elinden alamaz. Eğer eğitim almışlarsa bu çocuklar, sürekli engellerinin arkalarına saklanacaklardır. Ve bazen bu toplumumuzda da anlayışla karşılanır. İnsanların bir nedeni vardır oda tembellik içinde yada başarısız olmak için. Eğer bu insanlar başarısız olursa hiç kimse şoka uğramaz, çünkü bu insanlar tarafından beklenen bir şeydir zaten. Ve bazen şoka uğramak yerine başarısız olan insanları poh pohlarlar. Ama her ne olursa olsun hiçbir engel gerçekten istenilen şeylerin başarılmasına engel değildir. Bu insanların engellerinin arkasına sığınmak yerine belki de diğer insanlardan daha çok çalışması gerekir. Hayata dört elle sarılmak zorundadır. Çünkü hayat engelliler içinde normalden daha çok zor olabilir.
      Evet; tüm hayatları boyunca bir sürü zorluk çıkabilir karşılarına. Ama önemli, mantıklı düşünüp o zorlukları yenmenin bir yolunu bulmaktır. Engellerinin arkasına sığınmak değildir. Tabiî ki burada en büyük sorumluluk ailelere düşüyor aslında. Çünkü çocuk: okuldan önce ailesinin elinde şekillenir, öncelikle aile hazırlar çoğu hayata. Evet ailelerinde işi zaman zaman çok zor olabilir. Çünkü toplumumuzda hala görüyoruz, eğer bir çocuk engelli olarak doğmuşsa bazen aileler suçlanabiliyorlar bu konuda. Bu tür durumlarda anne ve babanın beraber hareket edip bütün sorunlara göğüs germeleri gerekiyor. Ve çocuğun gelişim süresinde ona hayatını tek başına sürdürebilmesi içinde gerekli olan bilgilerin verilmesi gereklidir. Genelde AVRUPALI’ların çocuklarına TÜRK’ler kadar düşkün olmadıkları söylenir. Ama bunun sebebini burada daha iyi anlıyorum. Aslında onlarda düşkün çocuklarına en az TÜRK’ler kadar. Ama onlar olaylara duygusal bakmak yerine biraz mantıklı düşünüp tedbirlerini önceden alıyorlar. Hayatlarını tek başına sürdürebilmeleri içinde gerekli olan her şeyi öğretiyorlar küçük yaştaki çocuklarına. Evet bazen bazı şeyler çok tehlikeli olabilir (yolda tek başına yürümek yada tek başına yemek yapmak gibi). Ama çocuğa tehlike küçük yaşta öğretilirse büyüdüğünde ondan kaçmak yerine ondan nasıl kurtulacağını düşünür. Bu yüzden görme engellilerin eğitimi ile ilgili bazı çözüm önerileri getirilmelidir. Örneğin; rehabilitasyon merkezlerinin işlevlerine, görme engellilerin kitap bulmasına yardım edilmesi gibi bir şeyler konulabilir. Yada biraz daha özel eğitimci yetiştirilebilir. Çünkü bir çoğumuz liseye gittiğimizde bir takım zorluklarla karşılaşabiliriz. Öğretmenler bize nasıl yardım edeceklerini bilmiyorlar. Evet onlarda haklılar. Belki bir çoğunun engelli öğrencisi olmamış olabilir. O yüzden özel eğitimcinin oranını artırılması, daha iyi bir eğitim başlangıçı olabilir.
    İşte bunun içinde bütün engelliler bir araya gelmeli iyi bir gelecek için, iyi bir toplum için haklarımızı aramalıyız. Başarısızlığa uğradığımızda pes etmek yerine daha da çok hırslanmalı ve hayata dört elle sarılmalıyız. Önemli olan birlikte çalışmaktır. Toplumdaki sorunlar birlikte çözümlenir. Ve bu şekilde de toplumda ki diğer bireylerden de destek alabiliriz. Sorunlarımızın çözülmesinde ben eminim ki, el ele verip birlikte çalışırsak bütün sorunlar rahatlıkla çözümlenebilir. İşte bu yüzden iyi bir dünya için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Çünkü çalışmadan hiç şikayet etmenin ne yararı, nede hiçbir sorunun çözümü mümkün olmaz. İşte bu yüzden metodumuzun, çözüm bul, paylaş, uygula olmalıdır. Haydi Türkiye; sorunlarımızı çözelim, yeni çözümler üretelim, bu ürettiğimiz çözümleri paylaşalım ve hep birlikte el ele iyi bir gelecek için uygulayalım.
    
                                                                          SAYGILARIMLA; ZEYNEP BARAK

Yorum Yapın